“Mutluluk, Bir Yaşam Ustalığı – Dr. Umut Ahmet Tarakcı” Bülteni

“Mutluluk, Bir Yaşam Ustalığı – Dr. Umut Ahmet Tarakcı” Bülteni

Değerli Step Up Kitap Kulübü üyemiz merhaba,


Kitap Kulübümüz bünyesinde incelediğimiz kitaplarımız hakkındaki görüş ve değerlendirmelerimizi paylaştığımız bültenimizin on ikinci sayısını sizlere sunuyoruz. 10 Aralık 2025 günü online olarak gerçekleştirdiğimiz kitap kulübü toplantısına 49 kitap dostumuz katıldı. Bu toplantımızda Mutluluk Bir Yaşam Ustalığı adlı kitabı tartıştık. Açılışımız moderatör M. İlker Aksoy tarafından yapıldı.

Aksoy, yönetici koçluğu ve yönetici mentorluğu süreçlerinde performans ve başarının çoğu zaman öncelikli gündem olduğunu; ancak özellikle kariyer basamaklarında yükseldikçe danışanların karşısına daha yakıcı bir başlığın çıktığını vurguladı: mutluluk. Başarı, makam ve sorumluluklarla birlikte gelen bedellerin, koçluk ve mentorluk görüşmelerinin güvenli alanında daha görünür hâle geldiğine dikkat çekti. Dr. Umut Ahmet Tarakcı’nın Mutluluk Bir Yaşam Ustalığı kitabının, bireyin yaşam doyumunu, içsel dengesini ve beklentilerini yeniden ele almasını sağlayan güçlü bir çerçeve sunduğunu belirterek oturumu başlattı.

1. Yakın Dönemdeki Gelişmelerin Değerlendirilmesi: 

 Sonbahardan Kışa Geçerken, içe döndüğümüz, okumalarımızla ve paylaşımlarımızla kendimizi beslediğimiz bir dönemin giderek güçlendiğini gözlemliyoruz. Bu geçiş mevsimi, koçlukta durup düşünmeye, derinleşmeye ve öğrenilenleri daha bilinçli biçimde hayata geçirmeye alan açıyor.

Bu çerçevede, Step Up 11. Dönem Eş Koçluk Projesi ve Koç Mentorluğu Projesi, planlandığı şekilde 15 Ocak’ta sona erecek biçimde ilerlemektedir. Süreç boyunca koçlarımızın hem uygulama hem de gelişim alanlarında birbirini beslediği, yapılandırılmış ve güvenli bir öğrenme zemini oluşturmayı hedefledik. Eş zamanlı olarak yürütülen İngilizce Eş Koçluk (co-coaching) 3. Dönem programımız ise hem koçluk hem de koç mentorluğu boyutlarıyla devam etmektedir.

Önümüzdeki dönemde bu çalışmaları desteklemek üzere webinar serimiz de ardışık bir yapı içinde başlıyor. Öğrenmeyi süreklileştiren bu buluşmalarda sizleri aramızda görmekten mutluluk duyacağız; katılımınızın topluluğumuzu daha da güçlendireceğine inanıyoruz.

2. Kitap Kulübümüzün Amacı: 

  • Birbirimizden öğrenmek,  
  • Aynı kitabı farklı gözle değerlendirmek, 
  • Etkili koçlar ve mentorlardan oluşan bir network oluşturmak,  
  • ICF Temel Yetkinlikleri güncellenen 2.2. Maddesinde yer alan “Bir koç olarak sürekli öğrenme ve gelişimini devam ettirir, güncel koçluk en iyi uygulamalarının ve teknolojinin kullanımının farkında olmayı da içerir” ilkesini gerçekleştirmektir. 

 

3. Katılımcılarımızın Kitap Hakkındaki Değerlendirmeleri: 

Bu bölümde sırası ile; 

a. Özkan Karagöz: “Kitabı büyük bir beğeniyle okudum; hayatımda bana en çok fayda sağlayan kitaplardan biri olduğunu söyleyebilirim. Bu vesileyle Umut Hocaya bir kez daha teşekkür ediyorum. Kitap çok sade bir dille yazılmış; okuması ve anlaması son derece kolay. Bu sadelik, içeriğin etkisini daha da artırıyor.

Kitabı bitirdiğimde bende şu duygu oluştu: ‘Mutlu olmanız için gerekenleri adeta hap gibi verdim’ der gibiydi. Umut Hoca mutluluğu çok farklı katmanlarda ve güçlü bakış açılarıyla ele alıyor. Genel çerçevede mutluluğun bizim seçimimiz olduğunu; mutsuzluğu ise çoğu zaman çevrenin etkisiyle ya da bize dikte edilen değerlerle daha kolay seçtiğimizi anlatıyor. Mutluluğu seçmenin emek ve paradigma değişimi gerektirdiğini; ancak bunun tamamen mümkün olduğunu da birçok yerde vurguluyor.

Beni en çok etkileyen bölüm ‘Kelimeleri Tanı, Hayatın Güzelleşsin’ başlığı oldu. Umut Hocanın kendi sözlüğünü paylaşması çok çarpıcıydı. Örneğin ‘huzur’ kelimesi benim değerlerimde de sıkça yer alan bir kavramdı. Ancak huzuru sessizlik, sakinlik, bir Ege kasabası gibi düşünmenin çoğu zaman insanı mutsuz edebileceğini; bunun yerine hayatın akışıyla uyumlu bir dansa dair içsel onay olarak tanımlamanın daha sağlıklı olduğunu okuyunca gerçekten sarsıldım. Tanımımın yanlış olduğunu fark ettim. Bu yeni bakış açısı benim için çok daha kabul edilebilir ve mutlulukla daha ilişkiliydi.

Kitapta kelimelerin bu şekilde yeniden tanımlanması bana çok faydalı geldi. Koçlukta da danışanlarla çalışırken, ‘çok stresliyim’ gibi ifadelerde ‘stres senin için ne?’ diye kavramları baştan tanımlamanın ne kadar kıymetli olduğunu bir kez daha gördüm. Bu bölüm benim için özellikle çok besleyiciydi.” dedi.

Buna moderatör,
“Kitabın sadeliğinin altını özellikle çizmek isterim. Bu kadar derin ve düşündürücü bir içeriğin bu denli sade bir üslupla yazılmış olması gerçekten çok etkileyici. Buradaki asıl güç, kavramlar üzerinden yapılan netleşmede yatıyor. Soyut düşünce alanında bir berraklaşma yaşadığını söylüyorsun; bu aslında oldukça erken ve kıymetli bir farkındalık.

Sözlük yaklaşımı da bu kitabı özel kılıyor. Defalarca okunması gereken bir yapı var; insan bir sayfa okuyor, aydınlanıyor, sayfayı çeviriyor ama tanımı yeniden hatırlamak ihtiyacı duyuyor. Bu da kitabın zihinsel olarak ne kadar çalıştırıcı olduğunu gösteriyor. Paylaşımın için teşekkür ederim.” katkısını yaptı.

b. Barış Arslan: “Kitap benim için son derece keyifliydi. Umut Hocanın yaklaşımı o kadar kapsamlı ve derin ki, bana göre bu eser yalnızca mutluluğu anlatan bir kitap değil; mutluluğun ötesine geçen bir anlam kitabı. Bölümler ve sorular ilerledikçe, hayatın bizim için ne ifade ettiğini sürekli sorgulamamız gerektiğini fark ettim. Bu yönüyle, Viktor Frankl’ın da vurguladığı gibi, bazen çok acı deneyimlerin bile büyük bir anlam taşıyabildiğini ve bu anlamın insana güçlü bir mutluluk hissi verebildiğini düşündüm. Bu nedenle kitap bana mutluluğun ötesinde bir perspektif sundu.

Kitapta beni etkileyen birçok bölüm oldu; yaklaşık yirmi kadar not aldım. Bunlardan biri özellikle dikkatimi çekti. 30. sayfada yer alan ‘her bir hedefin özelliği bizi heyecanlandırmasıdır’ ifadesi beni durup düşünmeye sevk etti. Tüm hedeflerimin gerçekten beni heyecanlandırıp heyecanlandırmadığını sorguladım. Fark ettim ki, hedeflerimin bir kısmı beni ileri taşıyan, heyecan veren hedefler değil; daha çok güvenliği sağlamaya, eksiyi sıfıra getirmeye yönelik hedeflerdi. Artıyı büyüten, beni gerçekten coşturan hedeflerin sayısının az olduğunu görmek beni açıkçası sarstı.

Bir diğer etkilendiğim bölüm ise 109. sayfadaki şu ifadeydi: ‘Başarılı olduğumuzu düşünmek tüm geçmişimizi onaylamamıza sebebiyet verir. Başımıza ne gelirse gelsin, her şey sizi bu noktaya getirmek için gerçekleşmiştir; dostlarınızı ve düşmanlarınızı da bağışlayabilirsiniz.’ Bu cümle, geçmişte yaşanan iyilerin ve kötülüklerin bir noktada anlam kazanması fikrini çok güçlü biçimde ortaya koyuyor.

Özkan Hocanın da değindiği gibi, Umut Hocanın oluşturduğu sözlük yaklaşımı bana son derece özgün geldi. Pek çok kitap soru sormayı önerir; ancak Umut Hoca kendi sözlüğünü, kendi yaşamını ve değerlerini destekleyecek şekilde cesurca ortaya koymuş. Örneğin ‘güzellik’ kavramını, ‘fikirlerin insanlara çekici gelmesini sağlayan, fikrin kendisinden bağımsız oluşan estetiklik’ olarak tanımlaması beni çok etkiledi. Güzellik ile fikri bu şekilde ilişkilendirmesi son derece yaratıcı ve ilham vericiydi.

Bu sözlük yaklaşımı beni harekete geçirdi; ben de kendi kelimelerimi, kendi sözlüğümü oluşturmaya başladım. Son olarak kitapta geçen ‘sorularla düşünen gelişir’ ve ‘söyleme, sor’ yaklaşımı, koçluğun temelini yeniden hatırlattı. Bunun yalnızca başkaları için değil, kendi gelişimimiz için de ne kadar kritik olduğunu bir kez daha fark ettim.” dedi.

Buna moderatör:
“Paylaştıkların çok kıymetli, teşekkür ederim. Söylediklerin bana birkaç güçlü çağrışım yaptı. Öncelikle Viktor Frankl’a yaptığın referans çok yerinde; 2026 yılı kitap kulübü planlamasında ‘İnsanın Anlam Arayışı’nı özellikle ele almayı planlıyoruz. Bu kitapta da tekrar eden ana temalardan biri ‘yaşam amacı’. Yaşam amacını birey olarak netleştirdiğimizde, hedeflerin kendiliğinden heyecan kazandığını görüyoruz. Aksi hâlde, çevreden duyulan ya da başkalarının yönlendirdiği hedefler heyecan yaratmıyor.

Yaşam amacı ve içsel değerlerle desteklenen hedefler, insanı yormuyor; tam tersine enerji veriyor. Bu noktada senin paylaşımların bana kitapta Umut Hocayla farklı düşündüğüm birkaç alanı da hatırlattı. Örneğin uyku konusu… Ben uykuyu çok önemsiyorum; ancak güçlü bir hedef ve anlam varsa, insan zaman ve enerjiyle ilgili çözümler üretmeye daha yatkın oluyor.

Umut Hocanın ‘kendi sözlüğünü oluştur’ çağrısı da tam olarak bunu anlatıyor. Kelimelerin sözlük anlamları var; ama bir de bizde uyandırdığı kişisel anlamlar var. Bunları görünür kılmak, koçlukta da çok güçlü bir alan açıyor. Bağışlama ve affetme kavramlarına değinmen de çok yerindeydi. Umut Hocanın şükran çalışmalarıyla birlikte ele alındığında, bunlar insanı iç huzura götüren güçlü bir patika oluşturuyor.

Güzellik tanımını özellikle not aldım; kitabı okumuş olmama rağmen o satırı senin paylaşımınla yeniden fark ettim. Bu da sözlüğün ne kadar yoğun ve katmanlı olduğunu bir kez daha gösteriyor. Katkıların için teşekkür ederim.” katkısını yaptı.

c. Cemile Melek :“Herkese merhaba. İlk kitap kulübü deneyimimi Umut Hoca’nın kitabıyla yaşadım. Barış Hocam ve Özkan Hocam gibi ben de kitabın en çok takdir ettiğim yönünün, Umut Hocanın kendi sözlüğünü oluşturması ve bunu bizimle paylaşması olduğunu söyleyebilirim. Daha önce LinkedIn paylaşımlarında mutluluk sözlüğüne dair göndermelerine denk gelmiştim; ‘herkesin bir mutluluk sözlüğü olmalı’ vurgusunu görüyordum ama bunun benim için ne ifade ettiğini tam olarak anlamamıştım. Kitabı okurken, sanki Umut Hoca ile birebir sohbet ediyormuşum gibi hissettim; açıkçası bitmesini istemedim.

İmza gününe katılma şansım oldu, imzalı bir kitabım var ama o sırada kitabı henüz bitirmemiştim. Kitaba başlar başlamaz dikkatimi çeken ve kolay kolay unutamayacağım bir nokta oldu. Umut Hoca, mutluluğu çoğu zaman anda yaşarken değil, geriye dönüp baktığımızda yorumlayarak değerlendirdiğimizi söylüyor. Yani anın farkında olmak başka bir şey, geriye dönüp ‘mutluydum’ ya da ‘değildim’ demek başka bir şey. Bu bakış açısı beni gerçekten çok etkiledi; neden bu kadar çarpıcı geldiği üzerine ayrıca çalışmak istiyorum.

Kitaptaki mutluluğa dair felsefi yaklaşım benim için yeniydi. Mutluluk hepimizin derdi; burada hepimiz koçuz ve hayatı sorgulayan, sorularla ilerleyen insanlarız. Koçluk yolculuğuna çıktığımız için mutluluğu da sorguluyoruz ama ben bu konuyu daha önce bu kadar felsefi bir yerden ele almamıştım.

Değerlerle mutluluk arasındaki ilişki kısmı da benim için çok besleyiciydi. Eğitimlerde değerler çalışması yaptık, kendi koçluk seanslarımda da değerlerime düzenli olarak dönmeye çalışıyorum. Öz değerler ile sosyal değerler arasındaki fark ve bunun mutlulukla ilişkisi, koçluk seanslarımda da çok işime yarayacak bir alan açtı. Sözlük kısmını büyük bir takdirle okudum; henüz kendi sözlüğümü oluşturmaya dair enerjiyi kendimde bulmasam da, kitabı tekrar okuyarak bu alana döneceğimi biliyorum. Kısaca, benim için gerçekten güçlü bir vizyon yarattı.” dedi.

Buna moderatör:
“Paylaşımın için çok teşekkür ederim. LinkedIn’da Umut Hocanın sözlük paylaşımını ben de hatırlıyorum; galiba Ağustos ayı civarındaydı. O dönemde bunun bir tanıtım olduğunu düşünmüştüm ama kitabı okuyunca asıl bağlamın buradan geldiği çok netleşti. Sözlüğü oluştururken ne kadar yoğun bir zihinsel ve duygusal emek olduğunu kitap boyunca hissediyoruz.

Anda kalma ile geriye dönüp değerlendirme arasındaki farkı çok güzel yakalamışsın; bu, koçlukta da çok kritik bir ayrım. Koçun bir başka tanımı da aslında ‘dertli insan’dır; sorgulayan, düşünen ve anlam arayan insan. Bugün pek çok kişi sosyal medyada vakit geçirirken, bizler benzer yüzleri farklı platformlarda tekrar tekrar görüyoruz; bu, ortak bir dert ve arayışın göstergesi.

Çevresel değerlerin bize fark ettirmeden dayattığı kabulleri yakalamak çok önemli. Senin, değerlerine yılda bir kez dönüp bakma pratiğin de bu açıdan çok ilham verici. Kitapta yer alan felsefi dokunuşların altını çizmen çok yerindeydi. Katkıların için teşekkür ediyorum.” katkısını yaptı..

d. Ayça Kutay: “Herkese iyi akşamlar. Kendimi şanslı hissediyorum; çünkü Umut Hoca’yı tanıyorum ve kitabın 2010’daki ilk baskısını kendisinden alma fırsatım olmuştu. Yıl 2013 ya da 2014’tü ve ben kitabı o dönemde okumuştum. Elbette zaman çok hızlı akıyor; teknoloji ve koçluk pratiği de on yıl öncesine kıyasla ciddi biçimde değişti. O dönemler, insanın insana verdiği değerin daha farklı hissedildiği zamanlardı.

Arkadaşlarım kitabı çok güzel özetledi; ben biraz farklı bir yerden bakmak istiyorum. Mutluluğun bir sanat ve aynı zamanda bir ustalık olarak ele alınması beni çok etkiledi. Umut Hocanın çalışması; farkındalık, öz saygı, değişim, dayanıklılık ve içsel huzur gibi pek çok temel kavramı bir arada ele alıyor. Kitabın bana en çok dokunan tarafı şu oldu: Bizi mutlu ya da mutsuz eden şeylerin, yaşadığımız olaylardan çok, onlara yüklediğimiz anlamlar olduğu fikri. Bu yaklaşım, birey olarak sorumluluk alma cesaretini de beraberinde getiriyor.

Aynı zamanda kitap, insanın kendini tanıma yolculuğunda tüm filtreleri bir kenara bırakarak kendine daha saf bir yerden bakabilmesine alan açıyor. ‘Neyi hayatıma dahil etmek istiyorum, neyi istemiyorum?’ sorularını dürüstçe yanıtlayabilen bir kişinin, mutluluk ya da mutsuzluktan ziyade huzur hâlinde kalabilmesini çok güzel toparlıyor.

İki kitabı da okumuş biri olarak, aradan geçen on üç–on dört yılın kattığı deneyim ve tecrübenin bu çalışmaya yansımasını çok kıymetli buluyorum. Hayatın bir ustalık olduğunu düşünüyorum; çoğu zaman kitapların ya da fikirlerin arkasına saklanıyoruz. Oysa asıl mesele, insanın kendine bakabilme cesaretini gösterebilmesi ve bu yolculuğu keyifle sürdürebilmesi. Umut Hocanın, kendi yaşam deneyimlerinden süzüp çıkardığı düşünceleri bu açıklıkla paylaşması bana göre büyük bir incelik ve zenginlik. Bu paylaşımların da ona mutluluk kattığını düşünüyorum.” dedi.

Buna moderatör:
“Ben de aynı fikirdeyim Ayça Hocam. Paylaşımlarında çok güçlü temel kavramlara değindin: öz saygı, içsel huzur, değişim… Bunlara verdiğimiz anlamların ne kadar belirleyici olduğunu çok net ortaya koydun. Kendini tanıma yolculuğuna yaptığın vurgu da çok kıymetli.

Geçen toplantıda da paylaşmıştım; Aristo’nun güzel bir sözü vardır: Elmanın bu dünyadaki işlevi bellidir, elma elmalık yapmaya gelir der. İnsanın ise bu dünyaya neden geldiğini arayıp bulması gerekir. Bu noktada küçük bir parantez de açayım; kulübümüzde Ağustos ayında Simyacı kitabını çalışacağız. O hikâyede de, yolculuk boyunca insanın kendine dair bulduğu anlamlar çok güçlü bir şekilde anlatılır.

Ben her iki kitabı da okudum; eski baskıyı da defalarca okumuştum. Sevindirici olan şu ki, altyapı çok sağlam. Umut Hocanın koçluğa ilk başladığı yıllarda da bu işe ne kadar güçlü bir zeminden yaklaştığını görmek mümkün. Bununla birlikte, sözlük yaklaşımıyla çok yenilikçi ve özgün bir alan açtığını da hep birlikte fark ettik. Editoryal dokunuşun ve yazı dilindeki olgunlaşmanın da bu kitapta çok net hissedildiğini düşünüyorum. Paylaşımların için çok teşekkür ederim.” katkısını yaptı.

e. Okan Çilingiroğlu: “Kitabın başlığından yola çıkarak başlamak istiyorum: ‘ustalık’. Bu kavramı sık sık konuşuyoruz; özellikle Daniel Pink’in Motivasyon 3.0 modelindeki ustalık anlayışıyla… Hiçbir zaman tam olarak ulaşılamayan, ama her zaman daha iyiye doğru ilerlenebilen bir hâl. Sürekli bir artı bir imkân barındırıyor.

Benim gözümde bunun temeli çok net bir yere dayanıyor. Geçen yıl, sanırım Nisan ayında, bu kitabı ilk kez birlikte konuştuğumuzda da ‘sağlıklı bencillik’ kavramını seçmiştim. Bugün de aynı yerden başlamak istiyorum. Goleman’ın duygusal zekâ yaklaşımında da olduğu gibi, ilk adım insanın kendine vakit ayırması, kendini tanıması ve hedeflerini netleştirmesi. Bunun içinde mutlaka sağlıklı bir bencillik var. Kişi kendine alan açmadan, başkalarına güçlü ve sürdürülebilir bir fayda yaratamıyor.

Aramızda eğitmen arkadaşlarımız var; aynı eğitimi tekrar tekrar anlatmak yerine, her seferinde üzerine bir şeyler ekleyerek, güncelleyerek o ustalığa biraz daha yaklaşıyoruz. Çünkü yaptığımız işte mutlu olduğumuzda, bu mutluluk hayatın geneline de yayılıyor diye düşünüyorum.” dedi.

Buna moderatör:
“Teşekkür ederim Okan Hocam. Paylaşımlarından çok net bir şekilde ‘ustalık’ temasını duydum. Bir keresinde bir kurumsal eğitimde bana ‘Hocam, ben mutlu muyum?’ diye bir soru gelmişti. Ben de şöyle sormuştum: ‘İşinizi yaparken yan tarafta çayınız soğuyor mu?’ ‘Evet’ dediğinde, ‘O zaman mutlusunuz’ demiştim. Çünkü akış hâline girdiğimizde, bu mutluluğun en güçlü göstergelerinden biri oluyor.

Daniel Pink’e yaptığın gönderme çok yerindeydi; ben buna Robert Greene’i de eklemek isterim. Sağlıklı bencillik meselesi ise gerçekten önemli. Bize yıllarca bencilliğin kötü bir şey olduğu öğretildi. Oysa bu çok insani bir durum. Kitapta da vurgulandığı gibi, insan önce kendisi için bir şey yaptığında, bir noktadan sonra doğal olarak vermeye başlıyor. O hâle gelebilmek için önce bencil olabilmek gerekiyor; orada kalmak zaten mümkün değil. Bu konuyu yeniden gündeme getirmeme vesile olduğun için teşekkür ederim, çok iyi bir katkıydı.” girdisini yaptı.

f. Zekiye Bilinç Serintuna: “Hocam, hızlıca özetlemek istiyorum. Söylemek istediğim çok şey var; kitap boyunca o kadar çok not almışım, kalpler çizmişim ki… En başa yazdığım kısa bir notu paylaşmak isterim: ‘Mutluluk, insanların gizli ya da açık amaçlarına ulaşmak için tanımladıkları, soyut ve öznel bir hâl. İyi olma ya da kötü olma hâliyle tam olarak açıklanamaz; hatta mutluluk diye bir şey yoktur, olsaydı Abidin Dino çizerdi.’ diye not düşmüşüm.

Bu kadar zor ve tanımlanması güç bir kavramı Umut Hocanın bu denli rasyonel, daha net ve anlaşılır bir çerçeveyle ele almasını çok kıymetli buluyorum. Kendi yaşamından süzüp imbiğinden geçirdiği deneyimleri bu kadar cömertçe paylaşması gerçekten çok değerli.

Kitabı okurken, her zaman yaptığımız gibi ‘koçlukta neyi araç olarak kullanabiliriz?’ gözüyle de baktım. Bu bağlamda ‘cam kırıkları’ seti beni özellikle etkiledi. Bunu bir koçluk aracı olarak rahatlıkla kullanabileceğimi düşünüyorum. Kendim için de bu soruları sordum: Cam kırıklarım neler? Geçmiş deneyimlerimden öğrendiğim ama artık bana hizmet etmeyen, yanlış paradigmalar hangileri? Bu sorgulama alanının çok faydalı olacağını düşünüyorum.

Bir diğer dikkatimi çeken nokta ise empati konusu oldu. Empatinin bize hep olumlu bir şey olarak öğretildiğini biliyoruz; ancak Umut Hocanın verdiği örnekle şunu fark ettim: Empati bazen zarar da verebilir. ‘Empati yerine, karşınızdakine mutluluğun yolunu göstermek daha iyidir; bazen empati, karşı tarafın mutsuzluğunu size de öğretir’ yaklaşımı benim için çok çarpıcıydı.” dedi.

Buna moderatör:
“ Paylaşımında, senden alışık olduğumuz o derinlikli duruşu ve koçluk bilgeliğini net bir şekilde duyduk. Mutluluğu tanımlı ve rasyonel bir çerçeveye oturtma yaklaşımın çok kıymetliydi.

Umut Hocanın sözlük bölümü, hepimizin altını çizdiği gibi, bir yandan bizlere verilmiş bir hediye; bir yandan da oldukça cüretkâr bir hamle. Elbette farklı yorumlara açık ama bu açıklık ve paylaşım cesareti çok değerli.

Cam kırıkları çalışması, takım koçluğunda sık kullandığımız bir araç; bireysel koçlukta da rahatlıkla çalışılabileceğini senin paylaşımınla bir kez daha görmüş olduk. Empati konusundaki vurgun da çok yerindeydi. Karşı tarafın negatif duygusunun bize geçebilme ihtimalini hatırlatman, koçlukta sınırların ne kadar önemli olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Katkıların için çok teşekkür ediyorum.” katkısını yaptı.

g. Özgün Zülal Yazıcı: “Merhaba, iyi akşamlar. Kitap boyunca çok fazla not aldım; ancak özellikle bir noktayı paylaşmak istiyorum. Benim için kitapta en güçlü iz bırakan şey, Umut Hocanın burada bir yaşam felsefesi inşa etmiş olmasıydı. Kitabın verdiği temel mesajı çok kıymetli buldum: Mutluluk, sadece dışarıda bulunabilecek bir şey ya da basit bir duygu değil; hayatta kazanmamız gereken bir beceri. Bu beceriyi kazanmak ise, kendi hayatımızın sorumluluğunu alarak, değerlerimizi bilerek ve bu değerlere uygun alışkanlıklar geliştirerek, davranışlarımızla üzerinde ustalaşabileceğimiz bir alan olarak karşımıza çıkıyor.

Bu bakış açısı beni gerçekten çok etkiledi; çünkü mutluluğa daha önce hiç bu perspektiften bakmamıştım. Fark ettim ki, ben de mutluluğu çoğu zaman dışarıda aramışım. Kitabı okurken özellikle 70. sayfada geçen ‘başkasının yaşam amacında rol almak’ ifadesi bende güçlü bir farkındalık yarattı. Hepimizin hayatta kendine ait bir yolculuğu, bir tekâmül süreci var. Tekâmül derken; olgunlaşmayı, gelişmeyi ve insanın kendi kendini aşma potansiyelini kastediyorum.

Bu yolculuk tamamen kişiye ait ve aslında hiçbirimiz bir başkasının yolculuğunu üstlenemiyoruz. Ancak bazen, sevgiyle ya da koruma isteğiyle, başkaları adına karar verdiğimizde ya da onları ‘daha doğru’ bir yola sokmaya çalıştığımızda, iyi niyetle bile olsa, o kişinin gelişimine ve tekâmülüne müdahale etmiş oluyoruz. Bu da çoğu zaman direnç yaratabiliyor ve olumsuz bir etki bırakabiliyor. Kitap bu durumu çok yalın, açık ve anlaşılır bir şekilde vurguluyor.

Bir insanın gelişimine destek olmak, onun sorumluluğunu üstlenmekle değil; kendi gerçekliğini yaşayabilmesi için alan açmakla mümkün. Koçlukta da tam olarak yapmaya çalıştığımız şey bu: Yönlendirmeden, yargılamadan, bir yön vermeye çalışmadan, kişinin kendisini duyması ve anlaması için alan açmak. Kitap bana bunu yeniden hatırlattı.

Sonuç olarak şunu gördüm: Mutluluğun yolu, kendi hayat amacını bulmaktan, anlamaktan, bu amaca sahip çıkmaktan; kendi yaşamının sorumluluğunu almaktan ve değerlerine uygun alışkanlıklarla mutluluğu adım adım inşa etmekten geçiyor. Ben kitabı bu gözle değerlendirdim ve paylaşmaktan mutluluk duydum.” dedi.

Buna moderatör:
“Çok teşekkür ederim Özgün Hocam. Mutluluğu ‘kazanmamız gereken bir beceri’ olarak tanımlaman çok güçlü bir çerçeve sundu. Kendi yaşam yolculuğunun sorumluluğunu almak vurgun da gerçekten çok kıymetli.

Başkasının yaşam amacına müdahale etmeye çalıştığımızda, ne yaparsak yapalım bunun işlemediğini hepimiz deneyimliyoruz. Herkesin yolu kendine ait ve o yolun bulunması da yine kişinin kendisine düşüyor. Özellikle anne–baba rolünde bu sınırları korumak her zaman kolay olmuyor; ancak yolun ne kadar kişisel ve özel olduğunu hatırlatman çok değerliydi. Katkıların için teşekkür ederim.” katkısını yaptı.

h. Evrim Anıl Evirgen: “Merhabalar. Kitabı iki açıdan özellikle çok beğendim. Birincisi, Türkiye’de bu tür kitapların daha fazla yazılması gerektiğine inanıyorum. Çünkü referansların çoğu yurt dışı kaynaklı ve genellikle bireysel mutluluk odağında ilerliyor. Oysa bizim toplumumuzda –azalmış olsa da– mutluluk hâlâ kolektif yaşanan bir olgu. Bu nedenle, kendi kültürümüzü ve değerlerimizi merkeze alan çalışmaları çok kıymetli buluyorum. Umut Hocanın kitabı da bireysellik ile aile ve toplumsal mutluluk arasındaki dengeyi oldukça iyi kurmuş.

İkinci olarak referans zenginliği dikkatimi çekti. Pozitif psikoloji literatüründe neredeyse dokunulmadık kaynak bırakmamış diyebilirim. Bu da kitabı okuyan herkesin farklı bir şey alabilmesini sağlıyor; çünkü herkes kendi ihtiyacına göre farklı bölümleri seçip içselleştirebilir.

Benim en sevdiğim vurgulardan biri ise ‘vazgeçme’ oldu. Günümüzde çok boyutlu hayatlar yaşıyoruz ve bir şeyi seçtiğimizde başka bir şeyden vazgeçmek zorundayız. Kitapta, vazgeçmenin doğru yerden ve doğru şeylerden yapılması gerektiğinin altının çizilmesini çok kıymetli buldum. Referanslar arasında Martin Seligman’a yapılan göndermeler de ayrıca hoşuma gitti. Eğer bu konuda bir kitap önerecek olsam, ‘Öğrenilmiş İyimserlik’ derdim. Kısaca benim için öne çıkan başlıklar bunlardı, teşekkür ederim.

Bir noktayı daha eklemek isterim. Umut Hoca kitapta aslında şunu da kabul ediyor: Bu bilgilerin çoğu yaşandıktan sonra fark edilen şeyler. ‘Keşke daha önce bilseydim’ dediğimiz türden farkındalıklar… Hayat ileriye doğru yaşanıyor ama geriye dönük anlaşılıyor. Bazı şeyler ne kadar okursak okuyalım, deneyimlemeden tam olarak kavranamıyor. Bilgelik de biraz bu aşamalardan geçtikten sonra oluşuyor. Kitap bize bu bilgeliği okuma yoluyla sunuyor; ama bazı şeylerin yine de yaşayarak öğrenildiğini hatırlatıyor.” dedi.

Buna moderatör:
“Paylaşımların için çok teşekkür ederim Evrim Hocam. Öncelikle seni kısaca anmak isterim; mühendislik altyapısının yanında antropoloji alanında yüksek lisans yapmış olman, disiplinler arası bakışın çok güçlü bir örneği. Toplumsal mutluluk vurgunu özellikle not aldım.

Referans zenginliği konusunda söylediklerine tamamen katılıyorum. Umut Hoca bu kitabı yazmadan önce yüzlerce kitap okuduğunu söylüyor; ilk duyduğumda bana da biraz iddialı gelmişti ama kitabı okuyunca bunun gerçekten içselleştirilmiş bir birikim olduğu çok net görülüyor.

Deneyim ve bilgelik kısmına değinmen de çok kıymetliydi. Disiplinler arası bilgi transferi, bilgeliğin en önemli kaynaklarından biri. Farklı alanlardan beslenip bunları damıtabilmek ciddi bir ustalık.

Vazgeçme meselesinde ise aklıma hemen ekonomideki ‘fırsat maliyeti’ kavramı geliyor. Anadolu’da da çok güzel bir söz vardır: ‘Eldeki kuş, daldaki kuştan iyidir.’ Hayatın her alanında bir şeyleri seçerken başka şeyleri kaçıracağımızı bilmek ve bununla barışmak bir erdem gerektiriyor. Kitap bu farkındalığı çok net bir şekilde ortaya koyuyor. Katkıların için tekrar teşekkür ederim.” katkısını yaptı.

i. Tuğba Akbey İnan: “ Bu benim ilk kitap kulübü katılımım; umarım bundan sonra da devam eder. Kitabı ilk elime aldığımda dikkatimi çeken en önemli nokta, mutluluğun yolculuğun sonunda, son başlık olarak ele alınması oldu. Oysa biz çoğu zaman mutluluğu yolculuğun başına koyuyoruz. Bana göre kitap şunu çok iyi hatırlatıyor: Bir yolculuğa çıkmadan önce nasıl hazırlık yapıyorsak, mutluluk yolculuğuna çıkmadan önce de zihinsel, ruhsal ve hatta bedensel bir hazırlık gerekiyor.

Bu çerçevede ‘valiz’ metaforu beni çok etkiledi. Yolculuğa çıkarken valizimizde ne var? Bunlar yük mü, yoksa yolculuğu kolaylaştıran, önceki deneyimlerden süzülmüş işe yarar parçalar mı? Kitabı okurken, koçlukta da danışanların valizlerinde neler olduğuna bakmanın ne kadar kıymetli olabileceğini düşündüm.

Umut Hocanın ‘hedefsiz bilginin yük olduğu’ vurgusu benim için çok çarpıcıydı. Son dönemde kitapların ve eğitimlerin bazen gerçekten yolculuk için değil, sadece ‘hava almak’ için tüketildiğini gözlemliyorum. Oysa hava almakla yolculuk arasındaki temel fark, bir yere varma niyeti. Bu niyetin temelinde de hedef yatıyor. Hedef net değilse, yaşanan şey sadece kısa süreli bir rahatlama oluyor.

Sadelik vurgusunu da bu yolculuk metaforuyla çok ilişkilendirdim. Umut Hocanın, mutlulukla ilgili bu kadar çok şey okuduktan sonra ‘bunlar yeterli, fazlası yük’ diyerek valizi sadeleştirdiğini hissettim. Bu yaklaşım yolculuğu daha sakin, daha dingin ve daha az yorucu hâle getiriyor.

Bir diğer önemli nokta ise öğrenilmiş mutsuzluktan öğrenilen mutluluğa geçiş ve alışkanlıklar meselesiydi. Alışkanlıklarımız, mutluluğa verdiğimiz refleksleri de belirliyor. Cam kırıkları yaklaşımıyla birlikte düşündüğümde, bu alışkanlıkların bazen yolculuğu sisli hâle getiren yükler olabildiğini fark ettim. Benim için en çok iz bırakan yerler bunlardı, teşekkür ederim.” dedi.

Buna moderatör:
“ Valiz metaforun gerçekten çok güçlüydü; içindekilerin yük mü yoksa kolaylaştırıcı mı olduğu sorusu koçlukta da çok kıymetli bir yer açıyor. ‘Hedefsiz bilginin yük olduğu’ vurgun, Özgün Hocanın tekâmül yaklaşımıyla ve Özkan Hocanın sadelik vurgusuyla çok güzel örtüştü.

Alışkanlık meselesi de kritik bir nokta. Geçen yıl Atomik Alışkanlıklar kitabında bunu çok çalışmıştık. Koç ve mentor olarak değişimi başlatabiliyoruz; ancak bu değişimin alışkanlıkla taçlanması asıl dönüştürücü alan. Triggers’ta da bu hattı net biçimde görmüştük.

Son olarak paylaştığın, ‘bir koç danışanını ancak kendi bulunduğu yere kadar götürebilir’ yaklaşımı çok kıymetli. Kendi yolculuğumuza yatırım yapmak, okumak ve gelişmek, aslında danışanlarımız için de açabildiğimiz alanı genişletiyor.” katkısını yaptı.

j. Ümit Yazdıç: “ Ben de uzun yıllardır kişisel gelişim kitaplarıyla iç içeyim; hatta 1500–2000 kitaplık bir kütüphanem var. Zaman zaman kendimi ‘kitap hamalı’ gibi hissettiğim bile oluyor. Umut Hocanın bu kitabını ise başucu kitabım gibi kullanıyorum; yatmadan önce okuyup, zihnimde güzel düşüncelerle uykuya geçmek için… Şu anda 176. sayfadayım.

Kitapla ilgili en çok dikkatimi çeken şey şu oldu: Çok büyük bir kişisel gelişim birikiminin arkasında, Umut Hocanın gerçekten yaşadıklarını, denediklerini ve uyguladıklarını yazmış olması. Bu yönüyle kitap bana çok samimi ve kıymetli geldi. Çünkü piyasada çok fazla kitap var; ancak birçoğu birbirinin kopyası gibi, yaşanmadan ve içselleştirilmeden yazılmış oluyor.

Umut Hocanın koçluğu Türkiye’de ilk başlatan isimlerden biri olduğunu da biliyorum. Buradan bir düşünce paylaşmak isterim: Okuyucuyu zaman zaman ‘Çin menüsü’ gibi seçeneklerle düşünmeye davet eden, ‘bunu yapsanız ne olurdu?’ diye hayal kurduran sorular eklenmiş olsaydı nasıl olurdu diye düşündüm. Okuyucunun kendini o sahnenin içinde hayal etmesini, adeta bir film gibi yaşamasını sağlayan sorular kitabı daha da etkileşimli kılabilirdi. Paylaşmak istediğim nokta buydu.” dedi.

Buna moderatör:
“Teşekkür ederim Ümit Hocam. Öncelikle kitabı başucu kitabı olarak konumlandırman çok hoş; gerçekten bu kitap o nitelikte. Yaşanmış hikâyelerle, örneklerle ve farklı kaynaklarla beslenmiş olması onu güçlü kılıyor.

Kişisel gelişim kavramı benim de üzerinde çok düşündüğüm bir alan. Senin de söylediğin gibi, ‘mutluluğun 10 formülü’ gibi hazır reçeteler sunan yaklaşımlar aslında kişisel olanı genelleştirme riskini taşıyor. Umut Hocanın yaklaşımı ise daha çok okuru düşünmeye, kendi deneyimiyle ilişki kurmaya davet ediyor. Tablolu ve yapılandırılmış bölümler bu anlamda çok işlevsel.

Koçluk ve mentorluk tarafında ise bu tür soruları birebir çalışmalara taşıdığımızda asıl etki ortaya çıkıyor. Danışanın ya da mentinin hayatına dokunabildiğimiz yer de tam olarak burası oluyor.” katkısını yaptı.

k. Esra Şahin: “ Bu benim ilk kitap kulübüm. Kitabı gerçekten çok keyifli okudum; bana adeta terapi gibi geldi. Okurken özellikle iki noktayı ‘keseme koyduğumu’ ve sık sık kendime hatırlattığımı fark ettim.

Birincisi, mutluluğun soyutluğu meselesi. Günlük yaşamda hangi anlarda mutlu olduğumuzu çoğu zaman fark edemediğimizi düşünüyorum. Kitapta 21. sayfada geçen ‘anlık mutluluk’ tanımı beni çok etkiledi: ‘Şimdi ve burada olmayı, başka bir yer ve zamanda olmayı tercih etmektir.’ Kafam karıştığında kendime şu soruyu soruyorum: ‘Şu an başka bir yerde olmayı tercih eder miyim?’ Bu, karar vermemi çok kolaylaştırıyor.

İkincisi ise yine aynı sayfadaki ‘zamana yayılmış mutluluk’ tanımıydı: ‘İnsanlara anlamlı bir katkı sunmak karşılığında maddi ve manevi takdir alabilmektir.’ Mutluluğun yalnızca manevi değil, maddi boyutuyla da ele alınması bana çok kapsayıcı geldi.

Alışkanlıklar bölümünde ise daha önce okuduğum Atomik Alışkanlıklar kitabıyla bağlantı kurdum. Orada alışkanlıkların tetikleyicilerle kurulduğu anlatılıyordu; bu kitapta ise alışkanlıkların önce inanmakla başladığı vurgusu çok hoşuma gitti. Destek yoksa disiplinli olmak ve içsel referanslara güvenmek gerektiği fikri, bana alışkanlıklar konusunda farklı bir bakış açısı kazandırdı.” dedi.

Buna moderatör:
“Paylaşımın için çok teşekkür ederim Esra Hocam, aramıza hoş geldiniz. Anlık mutluluk ve zamana yayılmış mutluluk ayrımını çok net yakaladın. Özellikle disiplin ve alışkanlıklar tarafında söylediklerin beni bugün okuduğum bir kavramla yeniden buluşturdu.

Japon kültüründe Batı’da kullandığımız anlamda ‘motivasyon’ kavramı merkeze alınmaz. Kelime olarak vardır; ancak asıl vurgu motivasyondan çok süreklilik, disiplin ve yaşam yönüne sadakat üzerinedir. Bunun en bilinen karşılığı ikigaidir: Sabah yataktan kalkma nedeni. İkigai bir heves değil, değerlerle uyumlu bir yaşam yönüdür.

Bir diğer önemli kavram ganbarudur. Zor olsa bile devam etmek, şartlar ne olursa olsun çabayı sürdürmek anlamına gelir. Japon yaklaşımında motivasyonun gelmesi beklenmez; disiplinle yola çıkılır, motivasyon yolda oluşur. Bu yüzden sık kullanılan metafor şudur: Tavşan gibi ani hızlanmak değil, kaplumbağa gibi istikrarlı ilerlemek.

Senin de altını çizdiğin gibi, alışkanlıklar önce inanmakla başlar; ama orada kalmaz. İnancı disiplin ve tekrar izler. Kimse desteklemese bile, kişinin kendi iç referanslarına sadık kalabilmesi belirleyici olur. Mutluluk da tam burada, yani sahip çıkılan yaşam amacının arkasında durabilme becerisinde ortaya çıkar.

Bu açıdan baktığımızda mutluluk bir duygu değil; disiplinle taşınan bir yaşam pratiği hâline geliyor. Paylaşımın bunu çok güçlü biçimde görünür kıldı, teşekkür ederim.” katkısını yaptı.

l. Dilek Karademir: “Umut Hocanın ellerine sağlık; gerçekten defalarca okunacak, başucu niteliğinde bir kitap kazandığımızı düşünüyorum. Hatta yalnızca bir kitap değil, aynı zamanda güçlü bir koçluk araçları kaynağı. Umut Hocanın önceki kitabı zaten hep yanımdaydı; seanslardan önce ya da sonra dönüp baktığım, ‘kime ne katkı sağlarım?’ diye açtığım bir kitaptı. Bu kitap da onun yanına eklendi.

Kitabı okurken birçok koçluk aracı çıkardım; bazılarını hâlihazırda kullanmaya da başladım. Örneğin ‘algılama düzeyi’ kavramı beni çok etkiledi. Hangi olaylarda mutlu ya da mutsuz hissettiğimizin, algılama düzeyimizle doğrudan ilişkili olması ve mutluluğun bir tercih, kişisel bir seçim olarak ele alınması benim için çok kıymetliydi.

Mutluluğun beş temel boyutu da ayrıca çok güçlü bir çerçeve sunuyor. Daha önce benzer modelleri koçlukta kullanıyordum; ancak Umut Hocanın bakış açısıyla bunu nasıl daha da geliştirebilirim diye düşünmeye başladım. Beş majör alanı çark yaklaşımıyla ele alması, biz koçların çok sevdiği bir yapı ve çok iyi çalışıyor.

‘Siyah yerine beyaz kelimeler’ yaklaşımı ise muhteşemdi. Liste gibi değil, daha akışkan bir şekilde kullandığımda koçluk seanslarında çok güzel çalıştığını gördüm. Atomik Alışkanlıklar’a yaptığı atıflar da benim için çok besleyiciydi. Alışkanlıkların kimliğimizin yansıması değil, kim olmak istediğimizin yansıması olduğu fikriyle birlikte bu kitabın sunduğu araçlar çok iyi örtüşüyor.

Yaşam amacı konusu ise benim için ayrı bir yerde. Daha önce IKIGAI üzerinden bir atölye yapmıştım; şimdi ‘yaşam amacı ve mutluluk’ temalı bir atölye fikri doğdu. Step Up bünyesinde çok güzel bir çalışma olabileceğini düşünüyorum.

Sağlıklı bencillik kavramını hem kendimde hem de çalıştığım kişilerde kullanmaya başladım. İnsanların ‘hep başkaları için yaşama’ döngüsünde tıkandıkları yerlerde çok güçlü bir anahtar oluyor. Mutluluk için yapılacaklar listesi, yaşam ustalığı becerileri ve özellikle 41 maddelik yaşam ustalığı seti de inanılmaz bir kaynak. Seanslarda ‘bugünkü yaşam amacımı hangi yaşam ustalığı desteklesin?’ diye kullandığımda çok iyi çalışıyor.

Hatta bir fikir de oluştu bende: Step Up olarak bu 41 yaşam ustalığını 41 gün boyunca, her gün bir tanesini paylaşsak ve insanlara ‘buradan siz ne alıyorsunuz?’ diye sorsak çok güzel olmaz mı?

Son olarak sözlük kısmı… Azim ve başarı tanımlarının benimle birebir örtüşmesi beni çok etkiledi. Bazen insanın kendini başka birinin aynasında görmek çok besleyici oluyor. Bu kitap bana bunu yaşattı. Başta Umut Hocam olmak üzere hepinize çok teşekkür ediyorum.” dedi.

Buna moderatör:
“Dilek Hocam teşekkür ederim. Söylediklerin gerçekten kitabın içinde ne kadar çok gömülü koçluk aracı olduğunu çok iyi gösteriyor. Maslow’dan akışa, mutluluk çarkından Umut Barometresi’ne kadar uzanan yapı, Umut Hocanın bilgeliğinin çok net bir çıktısı.

Beş majör alanın çark olarak kullanılması son derece mantıklı; bunun pratikte nasıl çalıştığını görmek isterim. Ayrıca küçük bir tarihsel not düşeyim: Umut Hoca, PENTA’nın GROW’dan önce kullanılan bir koçluk akışı olduğunu söylemişti. Seligman zaten pozitif psikolojinin temel taşlarından biri; buradaki referans zenginliği çok sağlam.

‘Yaşam amacı ve mutluluk’ atölyesi önerini not aldım. Takvimimiz oldukça dolu; ama 2027’nin ilk baharı için bu fikri bir kenara yazdım. 41 yaşam ustalığını paylaşma önerin de çok yaratıcı; bunu da ayrıca değerlendireceğiz.

Gerçekten çok güçlü, besleyici ve ufuk açıcı girdilerdi.” katkısını yaptı.

m. Lütfiye Varol: “Herkese iyi akşamlar. Öncelikle Umut Hocaya çok teşekkür ediyorum; gerçekten çok güzel ve çok değerli bir kitap. Yıllar önce, koçluk almadığım dönemde, hedeflerimin beni her zaman mutlu edeceğini düşünürdüm. Ancak hedefe ulaştığımda, o mutluluğun hedefle birlikte sona erdiğini fark ettim.

Sonrasında bir yazıya denk geldim: ‘Bir amaca bağlanmayan ruh yolunu kaybeder; çünkü her yerde olmak, hiçbir yerde olmamak gibidir.’ Bu cümle beni çok düşündürdü. Kendimi bir hedefe bağladığımda mutlu oluyordum; ama hedefe ulaştıktan sonra ‘peki şimdi ne olacak?’ sorusu boşluk yaratıyordu. Hedefi, daha büyük bir amaca bağladığımda ise mutluluğun sürdüğünü fark ettim.

Ulaştığım hedefler beni mutlu ediyor; ancak o hedefin sonrasını, hayatıma ne katmak istediğimi düşündüğümde, beni hayatta ve akışta tutan şeyin bu olduğunu gördüm. Bu da kendimi daha mutlu hissetmemi sağladı. Bu nedenle, Mutluluk – Bir Yaşam Ustalığı kitabının bu noktaya yaptığı vurgunun çok kıymetli olduğunu düşünüyorum. Hedeflerimiz olsun; ama hedefin sonunda mutlaka kendimizi yeni bir hedefe ya da daha büyük bir amaca bağlayalım.” dedi.

Buna moderatör:

“Paylaşımın için çok teşekkür ederim Lütfiye Hocam. Hedef–amaç ayrımını çok net ve sahici bir yerden anlattın. Koçlukta da sıkça gördüğümüz bir durum bu: Hedef, tek başına mutluluğu taşımaya yetmiyor; onu besleyen, süreklilik kazandıran şey amaç oluyor.

Hedefe ulaşıldığında yaşanan kısa süreli tatminin ardından gelen boşluk hissi, aslında amacın devreye girmesi gereken yer. Senin de söylediğin gibi, hayatı akışta tutan şey bir sonraki adımı, daha büyük resmi görebilmek. Kitabın ‘yaşam ustalığı’ vurgusu da tam olarak buraya temas ediyor. Çok yerinde ve tamamlayıcı bir katkıydı, teşekkür ederim.” katkısını yaptı.

4. Yazar ile Söyleşi:

Bu aşamada kitabın yazarı Dr. Umut Ahmet Tarakcı programa dahil oldu. Moderatör M.İlker Aksoy katılımcıların katkılarını katkıları aşağıdaki gibi özetleyerek yazarımızdan değerlendirmesini aldı:

Moderatör:
Hocam, öncelikle programa katıldığınız için çok teşekkür ederiz. Bu akşam en çok tekrar edilen kelime “sözlük” oldu. Katılımcılar, sözlüğe dönüp dönüp baktıklarını; her seferinde kavramları yeniden düşündüklerini söylediler. Cemile Hocam, LinkedIn’daki sözlük paylaşımlarınızın kitapla nasıl yerine oturduğunu fark ettiğini paylaştı. Ayça Hocam, önceki kitabınızla bu kitabı kıyaslayarak değişmeyen sağlam altyapıyı ve güncellenen dili vurguladı. Okan Hocam ustalık ve sağlıklı bencillik başlıklarının altını çizdi. Zekiye Hocam mutluluğun rasyonel ve tanımlı hâle gelmesini; cam kırıkları yaklaşımını ve empatinin zarar verebileceği fikrini çok kıymetli buldu. Özgün Zülal Hocam yaşam sorumluluğunu üstlenme temasına dikkat çekti. Evrim Hocam referansların gerçekten kullanılıyor olmasını özellikle vurguladı. Tuğba Hocam tekâmül ve sade dili öne çıkardı. Ümit Hocam kitabı başucu kitabı olarak konumlandırdı. Esra Hocam andaki mutluluk tanımını, Dilek Hocam kitapta gömülü koçluk araçlarını, Lütfiye Hocam ise hedeflerin sürdürülebilir bir amaca bağlanmasının mutlulukla ilişkisini paylaştı. Kısacası hocam, kitap çok dikkatli okunmuş görünüyor.

Dr. Umut Ahmet Tarakcı:
Bu geri bildirimler benim için çok kıymetli, hepinize teşekkür ederim. Kitabın dili bu noktaya geldiyse, editörümüz Nimet Kırşan’ın katkısını özellikle anmak isterim. Fazlalıkları budayan, dili sadeleştiren ve metni berraklaştıran bir yaklaşımı vardı; bunun kitaba ciddi katkı sağladığını düşünüyorum.
İkinci bölümde özellikle şuna odaklandım: Mutsuzluğu çoğu zaman biz üretiyoruz. “Kırık camlar”, fayda sağladığını düşünüp sürdürdüğümüz ama aslında hayatımızda sorun üreten düşünce ve davranış kalıpları. Yani doğru bildiğimiz yanlışlar. Bu alanı özellikle görünür kılmak istedim. Ayrıca mutsuzluğun etkisini yalnızca psikolojik değil, sağlık boyutuyla da ele aldım.
Sözlük yaklaşımı şuradan doğdu: Hayatı nasıl tarif ediyorsan, öyle yaşıyorsun. Hayatı başkalarının kelimeleriyle tarif edersen, onların dünyasında yaşarsın. Kendin tarif ettiğinde ise ona göre yaşamaya başlarsın. Değerler çalışmasında bunu yapıyoruz; ama aslında hayatında önemsediğin her kelime için bu yeniden tanımlamayı yapmak gerekiyor.

Moderatör:
Referanslar da çok konuşuldu hocam. Katılımcılar, referansların yalnızca listelenmediğini; gerçekten örneklerle çalıştığını ifade ettiler.

Dr. Umut Ahmet Tarakcı:
Referansları özellikle okunabilir ve ilişkilendirilebilir seçtim. Okuduklarım bunun çok daha fazlasıydı; ama bağ kurulabilecek olanları kullandım. Mutluluğu yalnızca felsefi ya da ruhani bir kavram olarak değil; biyolojik, sosyolojik ve davranışsal boyutlarıyla ele almak istedim.
Evinizi düzenlerken, spor yaparken, çocuk yetiştirirken, ilişkileri yönetirken yaptıklarımız mutluluğu doğrudan etkiliyor. Mutluluğu hayatın tamamına yaymak istedim. Başarı nasıl bir ideal ise, mutluluk da bir ideal. Ve her ideal gibi, bunun için çalışmak gerekiyor. “İnsanın doğal hâli mutsuzluktur” söylemine katılmıyorum. Doğal olan mutluluktur. Mutsuzluk çoğu zaman inşa edilmiş bir hâldir. Çoğunlukta olması, normal olduğu anlamına gelmez.
Zekâ mutluluğun önünde bir engel değil; doğru kullanıldığında bir araçtır. Yanlış öğrenilmiş kalıplar, doğal refleksimizi mutsuzluğa çevirebilir. Bu refleksin tersine çevrilebileceğini düşünüyorum. Kolay değil; ama değerli olan hiçbir şey kolay değil.

Moderatör:
Zor zamanlarda odaklanma konusuyla ilgili bir soru geldi hocam.

Dr. Umut Ahmet Tarakcı:
“Zor zaman” tanımını yeniden düşünmek gerekiyor. Gerçek zorluk, çözümü ciddi emek ve kaynak gerektiren sağlık gibi durumlardır. Bunun dışındaki pek çok zorluk görecelidir.
Zorluğu bir sörf dalgasına benzetiyorum: Küçük dalgada herkes sörf yapar; büyük dalgada ustalık gerekir. Zorluk büyüme için bir fırsattır. Zorluğu sürekli tekrar etmek kaygıyı besler; kaygı da mutsuzluğu. Negatifi görebildiğimiz kadar pozitifi de görebilme becerisini geliştirmemiz gerekiyor.

Moderatör:
Kitap yazma sürecinin size ne kazandırdığını da sormak isterim hocam.

Dr. Umut Ahmet Tarakcı:
Okumanın amacı üretmek olmalı. Yazmak için okuduğunuzda, okuduklarınız kalıcı olur. Bu benim beşinci kitabım; yazmak, okuduklarımı gerçekten anlamamı sağladı.
Bir şeyi yaşayıp tarif edemiyorsam, onu tam yaşamamışımdır. Yaşam kalitesini artıran şey, yaşantıyı doğru kavramlarla ifade edebilmek. Kelime dağarcığı daraldıkça yaşantı da donuklaşıyor. Kaliteli yaşam, tükettiklerinle değil; neye ve kime yakın olduğunla ilgilidir.

Moderatör:
Ölüm ve sevdiklerini kaybetme korkusu da konuşuldu hocam.

Dr. Umut Ahmet Tarakcı:
Sevdiklerini erken kaybetmiş biriyim. Yasla uzun süre çalıştım. Üzüntünün önemli kaynaklarından biri, yaşanamamış hayatlar ve eksik kalan paylaşımlar. Bir insan hayatını dolu dolu yaşamışsa, veda etmek zor ama daha mümkündür. Ölüm her zaman zordur; ama anlamlı bir yaşam bu yükü taşınabilir kılar.

Moderatör:
Son olarak, mutluluğu tek bir metaforla ifade etseniz?

Dr. Umut Ahmet Tarakcı:
Mutluluk, hayal ettiğin hayatın resmini çizebilme becerisidir. Talep etmediğin bir hayata ulaşamazsın. Benim için mutluluğun metaforu, hayal edebildiğin ve çizebildiğin hayattır.

5. Bilgi Yarışması:

Toplantımızın finalinde herkesin katıldığı MUTLULUK BİR YAŞAM USTALIĞI ‘ndan hazırladığımız 10 soruluk bir bilgi yarışması düzenledik. Yarışmayı kazanan Esra Şahin’e Umut Ahmet TARAKCI’nın “MUTLULUK” kitabını imzalı olarak ve sıradaki kitabımız Mihaly Csikszentmihalyi’nin Mutluluk bilimi: Akış eserlerini hediye olarak gönderdik. Kendisini bir kez daha tebrik ederiz.

6. Bir Sonraki Toplantı Duyurumuz:

Sıradaki toplantımızı 25 Şubat 2026 Çarşamba günü saat 20.30 – 22.00 arasında  gerçekleştireceğiz. Bu toplantımızda Mihaly Csikszentmihalyi’nin “MUTLULUK BİLİMİ: AKIŞ” adlı kitabını inceleyeceğiz.

Sağlıcakla kalın.                                                                                                     

 

Bu gönderiyi paylaş

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir